Aşırı Borçlanmaya Giden Yol

Yiyiniz içiniz ama abartmayınız…

1970’li yılların ortalarına doğru tüm gelişmiş ülkeleri etkisi altına alan ekonomik kriz ve art arda gelen “petrol şokları” azgelişmiş ülkelerin dış borçlarına borç kazandırdı.

Tabii bütün bu krizler dünya pazarının daralmana sebebiyet verdi. Batının artan enflasyonu azgelişmiş ülkelerin ithalatını zorlaştırdı, yani batıda fiyatlar yüksek gariban gelişmekte olanlar o fiyatlarla baş edemez. Neyse, petrol fiyatlarının bir kaç kat artması petrol ithal eden işçi emekçi ve aynı zamanda sömürülen ülkelerin petrol faturasını kabarttı. 

Öte yandan, petrol ihraç eden azgelişmiş fakat işçi emekçi olmayan ülkelerin ellerinde de büyük fonlar birikmişti. Gerçekten söz konusu ülkelerin teknolojik düzeyleri, nüfus yapılan vb. dikkate alındığında, ellerinde biriken fonlan verimli bir biçimde kullanmaları imkânsızdı. Hiç öyle bakmayın bunu ben düşünmüyorum petrol zenginleri hala aynı davranışları sergiliyorlar.

Ellerindeki aşırı fazla fonları gidip çokuluslu özel ticari bankalarına yatırdılar. Bir kısmıyla da sanayileşmiş ülkelerde gayrimenkuller satın aldılar ve büyük şirketlerin hissedarı oldular.

Böylece 1960’lardan beri sürüp gelen uluslararası spekülasyon sonucu ellerinde zaten büyük fonlar birikmiş olan çokuluslu özel ticari bankaların petrol dolarları sayesinde aşırı fonlara sahip oldular.

Neredeyse petrol ihraç eden ülkelerin fazlaları, petrol ithal eden azgelişmiş ülkelerin açıklarıyla eşitlenmişti. Kısacası OPEC ülkelerinin fazlası ile işçi emekçi ülkelerin eksiği eşitlendi.

İşte bu koşularda çokuluslu bankalar devreye girdiler, petrol “fazlası” fonları petrol ithal eden azgelişmiş ülkelere kredi olarak vermeye başladılar. Büyük kaynak açığı olan ülkeler böylece finansman ihtiyaçlarını karşılamanın yolunu bulurlarken, sanayileşmiş ülkeler de az gelişmiş ülkelere yönelik ihracatlarını sürdürmeyi başardılar.

Ee, azgelişmiş ülkelerde para olsun ki gelişmiş ülkelerin malları satılsın.

Tekrar üstünden geçelim. Bir zincir. Zincirin ilk halkası OPEC zenginlerinin yatırımları başlattı. Onlar batıyı zenginleştirdi. Batı da azgelişmiş ülkeleri finanse ederek mallarını alacak ülkeler oluşturdular ki bu sayede kendi ülkelerini bedavadan finanse etmemiş oldular. Çok uluslu bankalar yüksek faizlerle gelişmekte olan ülkelerden aldıkları varlıkların bir kısmını OPEC faizlerini verirken kalan kısmı da kendilerinde kaldı ve borç paradan para kazandılar.

Gelgelelim 1979-80’de Batı’da enflasyonla mücadeleyi ön plana çıkaran daraltıcı neo-liberal ekonomik politikalar, enflasyonist etkiler yaratırken, ABD’de uygulamaya konulan sıkı-para politikasına eşlik eden yüksek oranlı faiz politikası azgelişmiş ülkelerin dış borçlarının hızla kabarmasına neden oldu.

Diğer bir olumsuz neden de dünya ticaretinin daralmasıdır. Bu arada dünya ticaretinin daralmasının sonucu korumacılık eğilimlerinin artmasının da etkisiyle geleneksel ürünlerin hem sürümü zorlaştı, hem de doğal olarak fiyatlardaki aşırı düşüş, vadesi gelen dış borçların ödenmesini sorunsal hale getirdi.

Bu tarihten sonra aşırı borçlu ülkeler ilk defa net kaynak transfer eder duruma geldiler. Bu demek oluyor ki gelişmekte olan (aşırı borçlu ülkeler de diyebiliriz artık bu ülkelere) ülkeler dış borç ödemelerini gelirlerinin %90’ına varacak şekilde borçlara tahsis etmek durumunda kalmışlardı.

Azgelişmiş ülkelerin içine itildikleri olumsuzluğun bir nedeni de alınan kredilerin verimsiz kullanılması, çoğunlukla sağlanan kaynağın silah alımlarında kullanılmasıdır.

Evet, gözünüzün önüne yiyecek ekmek bulamayıp da o silahları nereden buldular dedirten film kareleri gelmiştir.

Üçüncü dünya ülkeleri aldıkları borçların yarısını silah almak için kullanıyorlar, bu silahları da diğer üçüncü dünya ülkeleri ile savaşmak için kullanıyorlar.

Bir başka neden, borçlu ülkelerden sermaye kaçışı, kredilerinin verimsiz projelerde telef edilmesi ve lüks tüketim harcamalarına yö­neltilmesidir.

Sermaye kaçışını biliyoruz zaten de bu verimsiz projeler ve lüks tüketim harcamaları da neyin nesi?

Bu iki kalemde rüşvetin bir yansımasıdır.  Bir üniversiteye kapı yapılır milyon liralar dökülür kapının maliyeti 100 bin lira iken 2 milyon lira maliyet gösterilir.

Lüks tüketim harcamalarını anlatmasam da adının ağırlığını hissettiniz zaten. En nihayetinde gelişmemiş ülkelerden bahsediyoruz.

Aşırı borçlanma ve borç krizinin en önemli nedenlerinden biri de şüphesiz sermaye kaçışıdır. Borç olarak alınan fonların özel kişiler tarafından yurt dışına (sanayileşmiş ülkelere, ABD, Avrupa vb.). kaçırılması demek olan sermaye kaçışı, bir ülkenin kendi parasını yeniden borç olarak geri getirerek faiz ve anapara ödemeleri yoluyla tekrar dışarı transfer etmesi gibi bir garipliği ifade eder.

Azgelişmiş ülkeler dış borçlarını ödeyebilmek için ihracat fazlası vermeye zorlandıkça yoksullaştılar. Artık ortalama bir Afrikalı bu gün 30 yıl öncesine göre daha kötü besleniyor.

Tüm aşırı borçlu – gelişmekte olan – ülkelerde işsizlik artıyor, kişi başına gelir düşü­yor, sosyal amaçlı harcamalar kısılıyor. Sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmak neredeyse bir “ayrıcalık” haline dönüşüyor.

En nihayetinde azgelişmiş ülkeler daha fazla borç almaya mecbur bırakılmış. Ama;

Neden borç yiğidin kamçısıdır?

Neden borcu ödemek zorundalar?

Neden gelirlerinin %90 kadar faiz ödediler?

En azından ihracatının bir kısmıyla borç ödeselerdi?

Bu soruların cevapları bir sonraki bahara kaldı artık…

Yazar: Tuncer B.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir