Köy Enstitüleri Nedir?

Köy Enstitüleri Nedir?

Türkiye Cumhuriyeti; savaştan yeni çıkmış bir ülke, zorluklara boyun eğmeden topyekûn mücadele ile kazanılan bir istiklal mücadelesi sınavı vermiştir. Bir ülkeyi yeni baştan kurmak ve yabancıların boyunduruğu altından çıkarmak elbette kolay olmamıştır. İstiklal savaşını kazanmak o ülkenin her şeyinin inşa edilmesi için bir temel teşkil etmektedir. Kuşkusuz ki bunun en büyük mimarı Mustafa Kemal ATATÜRK savaştan sonra birçok alanda reformlar yapılmıştır. Sosyal alanda, ekonomik alanda, bağımsızlık alanında, Kültürel alanda ve hiç şüphesiz eğitim alanında. Yaşamı boyunca eğitim alanında birçok yenilikler yapmış ve bu yenilikler öldükten sonrada devam etmiştir. Köy Enstitüleri projesi Atatürk’ün hayata geçirmek istediği bir projeydi. Bundan dolayı köy enstitülerinin kurulması için gerekli yasayı çıkardı. Köy Enstitüleri aslında savaştan yeni çıkmış bir ülkenin kıt kaynaklarını kullanarak hayata geçirdiği bir eğitim projesidir.

Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 tarihinde ilkokul öğretmeni yetiştirmek için kurulmuştur. İsmet İnönü’nün destek verdiği ve dönemin milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç’un çabaları ile köy enstitüleri kurulmuştur. Ülkenin büyük bir çoğunluğu köylerde yaşıyor ve Anadolu’da ki köylü halkın neredeyse çoğu okulsuz ve öğretmensiz olduğu aşikârdır. Okuma oranı %3-4 civarındaydı. Köy enstitüleri ilk önce askerliğini çavuş olarak yapmış erlerden köy öğretmeni yetiştirilip köylerine öğretmen olarak gönderilme projesi ile başladı. Daha sonra ilkokul mezunu zeki gençlerin Köy Enstitüsünde yetiştirildikten sonra yeniden okuma yazma bilmeyen köylere giderek öğretmen olarak çalışılması ile devam etmiştir. Bu okullarda sadece okuma yazma verilmiyordu uygulamalı eğitimlerde veriliyordu. Köy Enstitüsünden mezun olan insanlar her konuda tam donanımlı olarak mezun oluyordu. 1940 yılında başlayan ve tarıma elverişli geniş arazilerde Köy Enstitüleri kurularak faaliyete başlandı. Türkiye’de şehir merkezine yakın olmayan ama tren ile ulaşım sağlanacak yakınlıkta tarıma elverişli 21 bölgede köylerde ilkokul öğretmeni yetiştirilmek üzere kurulmuştur. İlk olarak 1936’da Eskişehir Mahmudiyede açılan Köy Eğitmen Kursları, 1948’e kadar açılmaya devam etti. Eğitmenler gittikleri okulsuz köylerde köy çocuklarına hem okuma-yazma öğrettiler, hem de teknik bilgiler verdiler. Burada temel amaç sadece okuma yazma değil modern tarım tekniklerini de öğreneceklerdi.

Köy Enstitülerinin yetiştirdiği öğretmenler gittikleri yerde tarım tekniklerini bilmeyen köylülere modern tarım tekniklerini, bağcılık bilmeyene bağcılık, arıcılık bilmeyen köylülere arıcılık da öğreteceklerdi. Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni olmakla kalmıyor aynı zamanda ziraatçılık, duvarcılık, demircilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu. Şu sloganı benimsemişlerdi. “Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim” ilkesini uyguluyorlardı. Böylelikle her Köy Enstitüsünün tarlaları, atölyeleri, besi hayvanları, bağ ve bahçe vardı. Köylü halk böylelikle bilinçleniyor kendi ayakları üstünde duruyordu. Her Köy Enstitüsünün kurulduğu bölgeye göre kendi sistemi vardı. Merkezden talimatlar gelmiyor; il yöneticileri enstitüler üzerinde baskı kurması engelleniyordu. Köy enstitüleri sadece devletten ödenek almıyor kendi ürettikleri ile de ayakta kalıyorlardı. Bunlardan bazıları ise;

1940-1946 yılları arasında Köy Enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Bu dönemlerde yine 750.000 yeni fidan dikilmiş. Bağ ve bahçelerin sayısı 1200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 100 km yol, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 20 uygulama okulu,  210 öğretmen evi, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık yapılmıştı. Köy Enstitüsünden öğrendikleri sayesinde devletten yardım almadan kendi okullarını kendileri yapıyordu. Türkçe, matematik, tarih, fizik derslerinden ziyade; Kültür Dersleri, ziraat dersleri, teknik dersler de alıyorlardı. Kültür ve sanat da Köy Enstitülerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Hatta Âşık Veysel Köy Enstitülerini gezip saz çalmayı öğretiyordu. Müzik alanında Hasanoğlan Köy Enstitüsü bu konuda en zengin enstrümanlara sahipti. Daha sonra açılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ndeki derslere Ankara Konservatuvarı öğretmenleri geliyordu. Böylece etkinliklerde enstrüman öğrenen öğrenciler konserler veriyorlardı. Hep deriz ya her güzel şeyin bir sonu vardır diye Köy Enstitüleri de dönemin siyasetine kurban edilmiş kapatılmıştır.

1946 yılında Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un görevden alınması ile kan kaybeden Köy Enstitüleri iktidarın değişmesi ve tek partili döneminde sona ermesi ile birlikte bazı dersler kaldırılmış, kitaplar yasaklanmıştır. 1945 yılında Köy Enstitüleri hakkında komünistlerin, dinsizlerin yetiştiği fuhuş yuvaları olduğu söylenerek saldırı kampanyaları başlatılmıştı. Hiç şüphesiz ki köy enstitülerinin açılması bir eğitim devriminden ziyade kalkınma devrimidir. Köy Enstitülerinin kapatılması da buna karşı yapılan bir karşı devrimdir. Hatta bir keresinde parlamentoda bütçe görüşmelerinde Eskişehir milletvekilli Emin Sazak’ın köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar demesi üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, “Bu çocukların her birinin birer Atatürk olmasını temenni ediliyoruz” şeklinde cevap vermişti. Siyasi hırsların kurbanı olan ve belki de ülkemizi daha da ileriye taşıyacak Köy enstitüleri 1954 yılında kapatılmıştır. Şu bir gerçektir ki hiçbir başarı cezasız kalmaz!

 

Yazar: Turgut T.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir