Latife Hanım Kimdir?

Latife Hanım Kimdir?

 

Ben iki kere öldüm, 1925’te ve

1938’de

 

Ailesi

Latife Hanım’ın annesi Adeviye (Uşşaklı) , İzmir’in önde gelen varlıklı ailelerinden birinin kızıydı. Babası Muammer (Uşşaklı) , üç kuşak ticaretle uğraşmış Uşak kökenli zengin bir ailenin tek oğluydu. Adeviye ile Muammer’in tam on çocukları oldu, çocuklardan ilk dördü öldü. Hayatta kalan en büyük çocuk 1899 yılının 17 Haziran’ında dünyaya gelen Latife’ydi. Ardından aileye iki oğlan çocuk daha katıldı, İsmail ile Ömer. Sonra da Vecihe, Rukiye ve Münci doğdu.

Aileye geleneksel olarak Batı’ya dönük ama Doğulu değerlere de saygılı bir yaşam tarzı hâkimdi. Abdülhamid’in saltanat dönemine rastlayan o yıllarda ihracatçılar arasında Türklere pek rastlanmıyordu.

Muammer Bey, İngiltere’yle yaptığı ticaretle yetinmedi, bir süre sonra da Amerika’ya ulaştı. 1900 yılında Türk tüccarı sıfatıyla Tütün Borsası’nda ilk kez kendi adına bir sandalye elde etti. Türkiye’nin New York ve New Orleans pamuk borsalarındaki ilk üyesiydi.

 

Latife

Aşçıları, hizmetçileri, bahçıvanları olan bir evde büyüdü. Onda, çekingenlikten hiçbir eser yoktu. Karşısındakinin dosdoğru gözlerine bakan bir çocuktu. Hakkını aramayı, ezilmemeyi öğrenmek için çabalıyordu.

Muammer Bey, dış dünyayla iç içe yaşadığından çocuklarının çok sayıda yabancı dil konuşmasına önem veriyordu. Dünya dilinin İngilizce olacağını fark ettiği için, ilk çocuğu Latife’nin mürebbiyesini İngiltere’den getirtmişti. Kızını oğullarından ayırmadı. 4 yaşında İngilizce derslerine başlayan Latife hemen ardından da Fransızca’yla, Almanca’yla Latince’yle tanıştı.

Latife’nin Türkçesini, Farsçasını ve Arapçasını ilerletmesi için bir çözüm arandı. Latife bir süre İstanbul’da dedesinin kardeşi Hacı Halil Bey’in oğlu olan dönemin ünlü edebiyatçısı Halit Ziya’nın (Uşaklıgil) Yeşilköy’deki evinde kalacak ve eksiklerini kapatacaktı.

Latife, İstanbul’a geldiğinde 14 yaşındaydı. Halit Ziya’nın edebiyattaki ustalığı onu çok etkiledi. Latife, Halit Ziya’dan Arapça dersleri, dönemin bir başka edebiyat ustası Tevfik Fikret’ten de Türkçe ve Farsça dersleri aldı.

Dünyadaki gelişmeler Latife’yi yakından ilgilendiriyor, olan biten her şeyi izliyordu. Aile fertleri dönemin fikir akımlarından etkilendiler, Osmanlı İmparatorluğu’nda temsil edilen fikirlerin neredeyse tamamı ailede ilgi ve kabul görüyordu; Saray’da görev alanlar, Jön Türk hareketine ilgi gösterenler, İttihatçılarla yakın ilişki kuranlar, hatta sosyalistler vardı.

            İzmir İşgali

            İzmir’in 15 Mayıs 1919’da işgalini İstiklal Harbi gazetesi şu Satırlarla duyurdu.

Yunan askerî işgali dün sabah büyük bir katliamla birlikte başladı Yedi buçukta İzmir Limanı’na giren nakliye gemilerinden ilk Yunan askerleri 8,40’ta karaya çıktı… İşgal günü limanda çok sayıda Türk öldürüldü, pek çoğu tutuklandı.

Latife’nin doğup büyüdüğü kent artık eskisi gibi değildi. Halide Edip ( Adıvar) anılarında, işgalin ilk haftasını anlatırken, kadınlara tecavüz edildiğini, denizin renginin pembeye dönüştüğünü söylüyor. İzmir’in işgali Türklerin sabrını taşırmıştı.

16 Mayıs günü Mustafa Kemal Şişli’de oturan annesine veda ettikten sonra 18 subayla birlikte Bandırma vapuruyla Samsun’a doğru yola çıktı. Bu bir direnişin habercisiydi.

24 Mayısta da Sultanahmet Meydanı’nda Halide Edip, çok sayıda kadının da yer aldığı mitingde ünlü konuşmasını yaptı ve 100 000 İstanbullu işgale karşı direnmeye yemin etti. İşgal güçlerine karşı ayaklanma başlıyordu.

İşgal kuvvetleri İzmir’in daha iyi yönetebilmek için kendi belirledikleri ve İzmir’in önde gelenlerinden olan Muammer Bey’e belediye başkanlığı yapması için baskı yapıyordu. Bir konuşmasında işgal kuvvetlerinin belediye başkanı olmaması halinde ölümle tehdit ettiğini söylemiş. Bu baskılardan dolayı ailesini alıp yurtdışına çıkmak zorunda kalmış.

            İzmir’in İşgalinin Sonlanması; Akabinde Tanışmaları

            7 Eylül Perşembe günü Yunan kuvvetleri komutanı Yorgo Hacıanestis bir grup subayla birlikte İzmir’i terk edince işgal idaresi de son buldu.

Mustafa Kemal İzmir ’e 10 Eylülde geldi. Büyük haber anında yayıldı. Sevinçten çılgına dönen Latife, arkadaşlarıyla birlikte muzaffer komutanı karşılamaya koşan İzmirlilerin arasına karıştı.

Evine geri döndüğünde evinin kuşatma altında olduğunu gördü. “Yasak, giremezsin!” diyen bir ses yükseldi. Şaşkınlık içinde adamların suratlarına baktı. Omuzlarında tüfekleri, göğüslerinde fişeklikleri vardı. “Ama burası benim evim” diyebildi sadece.

Latife, bir süreliğine ayrıldığı evinde, tutkuyla misafir etmek istediği komutanı bulmuştu.

Mustafa Kemal uzaklara bakarak sigarasını içiyordu. Yüzünü birden ona doğru çevirdi ve gelenin evin hanımı olduğunu anladı. Nezaketle ayağa kalktı, karşılamak için merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Latife’yi selamlamak için kalpağını çıkartınca, eylül güneşi sarı saçlarının, mavi gözlerinin üzerine düştü. Latife,

Kendisine uzanmış eli fark etti. “Hoş geldiniz Paşam öpeyim” diye sarıldı.

Mustafa Kemal, “Siz de evinize hoş geldiniz Küçükhanım” dedi. “Ben sizin elinizi öpeyim.”

Mustafa Kemal kısa konuşmaları sırasında Latife’nin İzmir’e dönüş hikâyesini dinlemiş, boynundaki madalyonda kendi resmini taşıdığını öğrenmişti. Sohbet kısa sürdü ama Mustafa Kemal Paşa, Latife’den ve onun coşkulu ruh halinden çok etkilenmişti. Latife Hanım’ın evi karargâh için uygundu. Mustafa Kemal Paşa o gece sıcağı sıcağına Halide Edip’e (Adıvar) Latife Hanım isminde bir genç kadınla tanıştığını anlatırken, “Boynunda, benim resmim olan bir madalyon taşıyordu” demişti. Latife ise karşılaşma anıyla ilgili hislerini ve Mustafa Kemal’e ilişkin duygularını sevgili amcası Halit Ziya’yla (Uşaklıgil) paylaşmış, ona “İki güzel mavi gözle karşılaştım” diye yazmıştı.

Karargâha Gelen Kız Efsanesi

İlk karşılaşma öyküsüne , “Peçesiz, yüzü açık, şık giyimli bir genç kız Mustafa Kemal’in karargâhına gelir, ısrarla onunla görüşmek istediğini söyleyip, odasına girer ve onu evine davet eder.”

Gerçekte Latife’nin geldiği yer, yarım saat içinde karargâh haline getirilmiş olan kendi eviydi. Latife davet mektubunu da kendisinden istendiği için yazmıştı. Geri planda Mustafa Kemal’in devrin göreneklerine gösterdiği incelik vardı. “Karargâha gelen kız” anlatısının yıllarca sürmesine, belki de Latife’nin bağımsız tavırları neden olmuştu.

            Latife’nin Kaleme Aldığı Nota

Latife, artık yalnız ev sahibi değildi, çevirmen ve sekreter olarak da Kemal Paşa’nın ihtiyacı olan hizmetleri üstlenerek onun yaverleri arasına katılmıştı. Tanışmalarından kısa bir süre sonra Mustafa Kemal Latife’ye “Latif’ diye hitap etmeyi alışkanlık haline getirmişti. Onu “yaver” diye çağırdığı da oluyordu.

İzmir Limanı’ndaki 64 parça düşman gemisi sinirlerini bozuyordu Paşanın. Mustafa Kemal, Hariciye Nazırı Yusuf Kemal Bey’e İngiliz Donanma Komutanlığı’na bir nota yazın. 24 saat zarfında İzmir Limanı’m terk etsinler. Artık onların burada hikmeti vücutları yoktur. Biz zaferi kazanmışız ve bir hâkimiyetin verdiği huzurla burada duruyoruz. O donanmanın burada hiç lüzumu yok. Terk etmemekte ısrar ederlerse batırırım o tekneleri” dedi. Bu nota bir türlü yazılıp gelemedi.

Diplomasinin incelikleri Yusuf Kemal Bey’i temkinli davranmaya zorluyordu. Gecikmelere sinirlenen Mustafa Kemal: “Ne oluyor, yazılmadı mı bu dört satırlık yazı” diye söyleniyordu.

Mustafa Kemal’in gerginliğini fark eden Latife: “Paşam, müsaade buyurursanız ben yazıvereyim” dedi. “İngilizce yazılacak buyurun yazın!”

Latife, onun istediği notayı yazmıştı. “Harika tam istediğim gibi yazılmış. Yusuf Kemal Bey, sizin böyle uğraşıp uğraşıp da yazamadığınız notayı Hanımefendi iki dakikada yazdılar, kendisine teşekkür ettim, siz de istirahat edin…” dedi.

Sonra Latife’ye döndü. “Hanımefendi bu notayı hangi kalemle yazdınız?” Latife elindeki üzeri işlemeli altın kalemi gösterince, “Verin bana o kalemi” deyip, kalemi Latife’nin elinden aldı ve dudaklarına götürüp öptü.

Latife, Kemal Paşa’nın öptüğü altın işlemeli dolmakalemi ömrünün sonuna kadar saklayacaktı.

           

Mustafa Kemal Paşa’dan Evlenme Teklifi

Mustafa Kemal ile Latife, ılık İzmir gecelerinde birbirlerini keşfettiler. Konuşup tartıştıkça daha çok haz aldılar. Latife cazip bir genç kadındı, zekiydi, hayat doluydu, güzel konuşuyor, derin düşünüyor, fikirlerini korkusuzca savunuyordu. Yüzyıllardır kadınları köleleştiren gelenekleri yıkmak, erkeklerin kölesi olmaktan kurtarmak için çalışmaya kararlıydı. Fikirleriyle çeliyordu Mustafa Kemal’in kalbini. Mustafa Kemal de ona Türkiye için hedeflerini anlatıyor, ortadan kaldırmaya kararlı olduğu batıl inançlardan, önyargılardan ve cehaletten söz ediyordu. Genç kız onu kendinden geçerek dinliyordu. Aşk kapıdaydı.

Mustafa Kemal’in biyografisini kaleme alan Patrick Kinross “... düşünceleri, öğütleri ve akılcı konuşmasıyla Mustafa Kemal’in zihnini kamçılıyordu. İşte, çevresindeki erkeklerin çoğundan daha iyi konuşabileceği bir kadın. Uyanık bir erkek kafasıyla çekici bir kadın vücudunu kendisinde birleştirmişti,” diye anlatıyor o günleri.

            Sonunda Mustafa Kemal kararını verdi. Türkiye’yi değiştirme yolculuğuna Latife gibi bir kadınla çıkması pek çok şeyi kolaylaştırabilirdi. Her tanıyan onu kendisine yakıştırıyordu. İsmet, Kazım, Rauf, Ali Fuat, Salih, Ahmet Emin, Ruşen kıza bayılmışlardı. Engel elbette vardı. Fikriye vardı, onu uzaklaştırabilirdi. Ankara’nın ağır koşulları vardı. Bunu da Latife halledebilirdi. Savaş can çekişiyordu. Barış kapıdaydı.

Mustafa Kemal’in Latife’ye olan alakası Fikriye’ye olan ilgisinden de öteydi diye tahmin ediyoruz. Bunu yazının ilerleyen kısmında daha da iyi anlayacaksınız.

Latife’yle hayatını birleştirmeye dair engelleri kafasında çözünce kararı uygulamak üzere harekete geçti. Körfez’e karşı baş başa yemek yedikleri bir gece ona “Hemen evlenelim” teklifinde bulundu. Dışarı çıkacaklar ve oradan gecen ilk müftüye nikâhlarını kıydıracaklardı. Latife, bu teklife “Kesinlikle olmaz ”dedi.

Babası Biarritz’den dönmeden böyle bir şey mümkün değildi. Ailesinin onayını almadan evlenmeyi düşünemezdi. Latife Mustafa Kemal’e “Hayır” demişti, ama bu, daha çok zamanlamayla ilgili bir “hayır” gibi duruyordu. Bütün sıcaklığıyla evin içindeki varlığını hissettiriyor, her sabah bahçeden kopardığı bir kırmızı gülü Mustafa Kemal’in başucuna bırakmaya devam ediyordu.

Kız kardeşi Vecihe İlmen’in anlatımlarına göre, İzmir’de kaldığı 15 gün içinde Mustafa Kemal Paşa Latife’ye üç kez evlenme teklif etmişti.

            Lirik Evlenme Teklifi

Bir sabah Mustafa Kemal evden çıkarken kendisini geçiren Latife’ye beklenmedik bir ricada bulundu. “Latifçiğim bugün odamı siz toplayabilir misiniz?” “Elbette Paşam” diye cevap verdi Latife. Mustafa Kemal’in yatak odasına girince “Allah Allah” diye mırıldandı. Yatak yapılmış, her şey yerli yerine konmuştu. “Acaba niye odamı topla” demişti. Yerli yerinde olmayan tek bir şey vardı o da Mustafa Kemal’in duvardaki resmiydi. Nedense yatağın üzerine bırakılmıştı. Her sabah bahçeden koparıp onun başucuna bıraktığı gül de çerçevenin üzerinde duruyordu. Latife resmi, aklına bir şey gelmeden yeniden duvara astı. Unutulduğunu sanmıştı. Belki o gece, belki de ertesi gece, Latife ile Mustafa Kemal baş başa sofraya oturduklarında, Mustafa Kemal, “Latif, o gün odamı toplarken dikkatinizi çeken bir şey olmadı mı?” diye sordu. Latife bu soruya ilk anda cevap verememişti. “Yatağın üzerinde bir resim vardı, alıp duvara astım” dedi. Mustafa Kemal, başladığı oyunu sürdürmeye kararlıydı. “Lütfen odaya gidip, o duvara astığınız resmi getirir misiniz?” Muzip bir hali vardı. Latife de bir anlam veremedi, ama hemen gitti ve resmi çivisinden çıkartıp getirdi. “Lütfen arkasına bakar mısınız? ” dedi Mustafa Kemal.

Latife’nin sabah ona bıraktığı gül de resmin kenarına iliştirilmişti. Resmin arkasında Kemal Paşa’nın evlenme teklifi yazılıydı. Mustafa Kemal, Latife’ye gerekçelerini de sıralamıştı. Latife, evlenme teklifi almış bir genç kızdan çok, ilişkilerinin evlilik biçiminde sürmesinin gerçekçi olacağını düşünen bir ruh hali içindeydi Mustafa Kemal’e “evet” derken. “Bizim birlikteliğimiz en çok kafalarımızın birlikteliğinden doğdu” diyecekti bir yabancı gazeteciye.

         Zübeyde Hanım Latife’yi Sevmişti

Zübeyde Hanım gerçekten de oğluna kimseleri layık göremeyen annelerdendi. Latife’yi çok beğenip benimsediğini söyleyenler de var, onun bu evliliğe karşı çıktığını anlatanlar da… Zübeyde Hanım’ın kendisine bu denli şefkatle yaklaşan Latife’yi sevmemesi bence pek mümkün değil, ama yakın çevresindekilere zaman zaman kuşkularından söz etmiş olmalı.

Burada vurgulanması gereken belki de şu; Latife ile Mustafa Kemal Paşa Zübeyde Hanım’ın sağlığında nişanlanmışlardı. Zübeyde Hanım söylendiği gibi isteksiz olsa herhalde son günlerinde onu üzecek bir nişana kalkışmazlardı.

Zübeyde Hanım’ın o günlerde rahatsızlığı baş göstermişti. Latife Hanım, Zübeyde Hanım’ın tüm ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. İlaçlarını takip ediyor bir hemşire titizliğinde iğnelerini yapıyordu. Bu iki kişi arasında ayrı bir sevgi vardı.

Zübeyde Hanım’ın Ölümü

Zübeyde Hanım 15 Ocak 1923 akşamı öldü. Düzenlenen cenaze törenine neredeyse bütün İzmir katıldı. Siyah bir manto giyen, siyah peçe örten Latife, cenaze yürüyüşünde bulunmak istedi. Ailesinin ve din adamlarının itirazı üzerine bir faytonla cenazeyi arkadan izlemekle yetinmek zorunda kaldı. İslam’da kadın cenazeye katılamaz demişlerdi.

Latife ilk gece İzmir’in tanınmış otuz üç hafızını çağırtarak sabaha kadar hatim indirtmiş, üç gün üst üste dua, kırkında da mevlit okutmuştu. Ayrıca 52. Gece de fakirlere aşure dağıtılıp, hatimler indirilmişti. Kayınvalidesinin gönlünden geçenleri fazlasıyla yerine getirdi.

            Nikâh Kıyılıyor

Mustafa Kemal, Karşıyaka’ya 27 Ocak sabahı geldi. Lozan Görüşmelerinde Türkiye’yi temsil eden İsmet Paşa dışında bütün komutanlar İzmir’deydi. Cenazesinde bulunamadığı annesine o gün veda edecek, ardından kendisini bekleyen bir başka kadına, Latife’ye gidecekti.

Aile ile tanışan Mustafa Kemal, hastalığı sırasında annesine gösterilen ilgi ve bakım için teşekkür etti. Kahveler içildi. Mustafa Kemal, Muammer Bey’e “İzin verirseniz, kızınıza söylemek istediğim bir şey var” dedi ve Latife’yi elinden tutup götürdü. Salonda bulunanlar bu sözün ne anlama geldiğini biliyorlardı. “Hemen hazırlan” dedi “Müftüyü çağırıyorum.” Hücum emrini andıran evlenme kararına, “Paşam iki saatte nasıl olur!” diye itiraz etti Latife. “Emir emirdir” diye ısrar ediyor, “Mecbursun!” diyordu. Ama Latife, “İki üç dostumuzu çağırmalıyım” demiş, dediğinden de geri dönmemişti. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Muammer Bey’in yanına gitti. “Çok asi bir kızınız var Muammer Bey!” dedi.

Nikâh

Uşakizade ailesi de 29 ocak pazartesi günü evde İzmir’in kurtuluşu için komutanlar ile yakın tanıdıklarının olduğu bir davet veriyordu. Latife’nin Mustafa Kemal’den zar zor aldığı iki günlük süre salı günü bitiyordu. Ancak Mustafa Kemal bir emrivakiyle, evdeki daveti mahirane bir biçimde evlilik törenine dönüştürdü. Ziyaretçilerin hepsi gelmiş, Latife de mutfakta yemeğin hazırlanmasıyla ilgileniyordu. Mustafa Kemal Paşa mutfağa geldi ve bir el işaretiyle onu çağırdı. Dudaklarında bir gülümsemeyle, “Bu daveti düğüne dönüştürmemize bir itirazın var mı?” diye sordu. Latife ona babasıyla konuşup konuşmadığını sordu. O da “Konuşacağız” dedi. Muammer Bey, “Size uygunsa bizim için de uygundur” deyince nikâh merasimi başladı.

Masaya altı kişi oturdular. Latife’nin şahitleri Başyaver Salih Bey ile İzmir Valisi Abdülhalik Bey, Mustafa Kemal’in şahitleri ise Fevzi (Çakmak) ve Kâzım (Karabekir) paşalardı. 40 kişilik bir davetli topluluğu bu tarihî nikâhı izliyordu.

Mustafa Kemal, “Eğer genç olsaydım bu töreni başka türlü yapmak isterdim. Latife Hanım’ı bir ata bindirip koşturur kaçırtır alırdım ama şimdi bunu yapacak kadar genç olmadığımı anlıyorum” dedi ve müftüye sordu: “Efendi Hazretleri! Biz Latife Hanım’la evlenmeye karar verdik. Lütfen siz lazım gelen muamelesini yapar mısınız?” Müftü, geline kaç para mihri muaccel ödeyeceğini sordu. Mustafa Kemal, “On dirhem gümüş” deyiverdi. Müftü uzun dualarla vakit geçirmeye başlayınca Mustafa Kemal sıkıldı. Arkadaşlarına döndü. “İnşallah zaman olur, nikâhı Vali Bey kıyar” dedi. Nikâh, 29 Ocak 1923 saat 17.00’de kıyıldı.

Kalp Krizi

Cumhuriyet’in ilanını izleyen günlerde Ankara çok gergindi. Mustafa Kemal, kasımın ikinci haftasında ciddi bir kalp krizi geçirdi. İlkini İkincisi izledi. Mustafa Kemal’in rahatsızlığı sırasında kendisini ziyaret eden Rauf Bey, Latife’nin kocasına gösterdiği ilgiye hayran kaldı ve anılarına şunları yazdı: “Latife Hanım o kadar bilgili, dikkatli, aynı zamanda müşfik ve hassas idi ki

Doktorlar Mustafa Kemal’in dinlenmesi gerektiği inancındaydılar. Latife, “Neresi uygun?” diye sormuştu doktorlara. Neşet Ömer de “Bir kıyı şehri her bakımdan iyi olur, diğer arkadaşlarım da benim gibi düşünüyorlar” deyince İzmir gezisine karar verildi. Baş başa kaldıklarında Mustafa Kemal, “yönetimi iyice eline aldın Latife, bravo! Bu kadar becerikli olduğunu bilmiyordum” demişti. Ardından yol hazırlığı başladı.

Zaman gelecek Mustafa Kemal’in vefatından sonra Latife Hanım’ın üzüntüsünü perçinleyen, ona son günlerinde bakmadığı belki baksaydın iyileşirdi düşüncesi içini kemirecekti.

Mustafa Kemal’in Yardımcısıydı

“Latife Hanım eşinin en büyük yardımcılarından biriydi” diyor kız kardeşi Vecihe İlmen. Latife’nin Çankaya’da geçirdiği 1000 günün bir özeti bir bakıma bu satırlar. Sabah Mustafa Kemal’den önce uyanır, gazeteleri, ajans bültenlerini görmek için aşağı inerdi. Latife, bir iki günlük gecikmeyle gelen gazeteleri heyecanla önüne koyar sayfa sayfa tarardı. Bu gazetelerde yalnız kocasının değil, kendi fotoğrafları da yayınlanıyordu. Örneğin 1923 yılında yayın yaşamına başlayan Time dergisi 24 Mart tarihli kapağını Mustafa Kemal’e ayırmıştı. Birlikte, dünya gazetelerinde yayımlanan haberleri neşeli bir sohbet eşliğinde değerlendiriyorlardı. O, bir bakıma Mustafa Kemal’in dünyaya açılan penceresiydi.

Evlilik Çatırdıyor

Tahminen, 1924’ün mayıs ayıydı. Mustafa Kemal ile Latife baş başa oturuyorlardı. Sohbeti derinleştirmişlerdi ki, emir çavuşu Ali girdi içeriye. Tedirgin bir hali vardı. Mustafa Kemal Paşa’nın yüzüne bakıyor, bir şey söylemek ile söylememek arasında duraksıyordu. Gazi, Ali’ye nedir der gibi baktı. “Fikriye Hanımefendi geldiler, Paşa Hazretleri…” Fikriye, Latife’nin evliliği sırasında Çankaya’ya iki kez geldi. İkinci gelişi bir felaketle son buldu, genç kadın yaverler tarafından geri çevrildikten sonra duyulan silah sesleri onun ölümünün habercisiydi. Ölümünü 2 Haziran 1924 tarihli gazeteler duyurdu.

            Fikriye hayattayken Latife ile Mustafa Kemal arasında büyük bir soruna neden olmamışken ölümü ikisini de ağır biçimde etkilemiş, ölümün ağırlığı evliliğin üzerine çökmüştü. Fikriye’nin ölümünü izleyen günlerde Latife ile Mustafa Kemal arasında büyük bir kavga çıktı. Mustafa Kemal’in Latife’ye o günlerde Fikriye diye hitap etmesi üzerine Latife’nin çok öfkelendiği, yatak odasını ayırdığı anlatılıyor. Latife bununla da yetinmemiş, annesiyle babasını Ankara’ya çağırmış ve boşanmak istediğini söylemişti. Ancak Adeviye Hanım ile Muammer Bey onun boşanma isteğini çocukça bulmuşlar ve kızlarını evliliği sürdürmesi gerektiğine ikna etmişlerdi.

Muhalefet Günleri

Latife ile Mustafa Kemal’i siyasetin gergin günleri bekliyordu. Aslında huzursuzluk yeni sayılmazdı. Gerginliğin arka planı Lozan günlerine uzanıyordu. Rauf Bey başbakanlığı sırasında, İsmet Paşa’nın Lozan’daki tavrından rahatsız olmuş, onun Ankara’ya döndüğü gün istifasını sunmuştu. Musul sorununun çözümünün Lozan sonrasına ertelenmesini çok isabetli bulmadığını daha sonra anılarında uzun uzun anlatmıştı.

Millî Mücadele’nin önde gelen üç komutanı, Ali Fuat, Karabekir paşalar ve Rauf Bey, Cumhuriyet’in ilanım top seslerinden öğrenince dışlandıklarına kanaat getirmişlerdi. Hilafetin kaldırılması sırasında ortalık yeniden gerilmiş, üç komutan bu karara muhalefet ettiklerinde hilafet yanlısı olmakla suçlanmışlar, bunu da kendilerine yedirememişlerdi.

Pek çok politik karar Çankaya’da verildiği için Latife de bütün süreci dikkatle izliyordu. Mustafa Kemal’e yüzde yüz hayrandı, ama kendi fikirleri de vardı. Hep tartışıyor, itiraz ediyor, düşündüğünü korkmadan söylüyordu. Hukuk eğitimi gören Latife, iki yıl da Mustafa Kemal’in “politika mektebine” devam etmişti. Sadece evin düzeniyle ilgilenip siyasî olaylara seyirci kalan bir cumhurbaşkanı eşi değildi.

Meclis tartışmaların eşiğindeydi. Musul sorunu üzerine verilen önergeler bekliyordu. Ancak, kopuşa götüren gerginlik Lozan mübadilleri yüzünden patlak verdi. Ankara Birinci Ordu müfettişliğini yürüten Kâzım Karabekir bu görevinden istifa etti. Karabekir Paşa’yı Refet Paşa ile Ali Fuat Paşa izledi, onlar da ordu müfettişliklerinden istifa ettiler.

Komutanlar muhalefete geçmişlerdi. Muhalefetin mecliste 30-40 sandalyesi olduğu tahmin ediliyordu.

Latife’nin eski başbakan Rauf Bey’le yakın bir dostluğu vardı. Ali Fuat ise Mustafa Kemal’in en eski arkadaşlarından biri olarak Latife’nin özel olarak yemeğe davet ettiği bir kişiydi.

            5 Kasım önemli bir gündü, zira Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti hakkımdaki soru önergeleri gensoruya dönüştürülmüştü. Rauf Bey sıtma olduğu için o gün mecliste değildi. 19 kişi hükümete güvenoyu vermedi. Oylamadan hemen sonra Rauf Bey ve on arkadaşı Halk Fırkası’ndan istifa ettiler. 40-50 istifa daha bekleniyordu.

Meclisin 5 Kasım oturumunda su yüzüne çıkan gerginlik bir muhalefet partisi doğurmuştu. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 17 Kasımda kuruldu. Tek partili Cumhuriyet’e ikinci parti gelmişti, Halk Fırkası’ndan istifalar birbirini izliyordu. İstifa edenlerin hepsi de İstiklal Savaşı’na katılmış, devletin önemli kademelerinde görev almış önemli isimlerdi.

Bu isimlerin siyasî duruşlarındaki değişiklik bir süre sonra Latife’yi de etkileyen bir ortam yaratacaktı. Bugün, geçmişi değerlendiren tarihçiler Terakkiperver Cumhuriyetçi Parti’nin programının Halk Fırkası programına göre daha liberal olduğunu söylüyorlar. Örneğin Mete Tunçay, yeni partinin beyanname ve programını siyasal ve ekonomik açıdan liberal demokrasiyi savunan belgeler olarak nitelendiriyor. Ancak TCF kadınlara oy hakkını programına koymadığı gibi kadınlarla ilgili bir politika da geliştirmemişti. Kadınların geçmiş kazanmaları bir türlü kalıcı metinlere dönüşmüyordu. TCF’nin kuruluşunu Mustafa Kemal sükûnetle karşılarken, İsmet Paşa sıkıyönetim ilan edilmesini önermişti.

Bir Aile İstiyordu

Latife, Mustafa Kemal’in, kurdukları ailenin bir parçası olmasını istiyordu. Şevket Süreyya’nın yorumu şöyle: “Latife Hanım bir ev adamı ve bir aile reisi arıyordu, Mustafa Kemal ise hayatı boyunca devam eden alışkanlıklarına bağlıydı.” Latife, Türkiye’yi yöneten erkekle evliydi ve sabaha kadar sofrada oturmasından hoşlanmıyordu. Latife’nin içkili sofraları sınırlama gayreti Mustafa Kemal’i öfkelendiriyordu. Oysa o günlerde Türkiye’nin kaderi üzerinde etkili olan isimlerden önemli bir kesimi sofra konusunda Latife’nin gayretlerinden medet ummaktaydı. Mareşal Fevzi Çakmak,Çok zeki ve görgülü olan Latife Hanım’dan çok mühim bir vazife beklenir. Latife Hanım, kumandanın içki sofrasını kurdukları ailenin haremine nakledebilirse memlekete en büyük hizmeti yapmış olacaktır” diye ifade ediyor görüşünü.

Ondan, sağlığına hiç aldırmayan Mustafa Kemal’i daha mazbut hayat koşullarına yönlendirecek mahareti göstermesini bekleyenler az değildi. Latife de elinden geleni yaptı, ama beklenen biraz daha incelikli, daha hünerli bir idareydi. O ise karakteri icabı daha dobra bir yol izliyor, cebinde anahtarlarla dolaşıyor, Mustafa Kemal de özgürlüğünün kısıtlanmasına dayanamıyordu. Kavgalara dair yazılıp çizilenleri üst üste koyduğumuzda iki buçuk yıl içinde sonuncusu boşanmayla sonuçlanan üç büyük kavga yaşandığı anlaşılıyor. Bu kavgalarda da söylendiği kadarıyla hep kıskançlık rol oynamıştı. Süreyya Ağaoğlu, “Her şeyden önce Latife Hanım Atatürk’e âşık bir kadındı. Ve her kadın gibi kıskançtı. Sevdiğini kıskanır kadın. Atatürk’ü kıskanıyordu, buna hiç şüphe yok. Herkes diyor ki, düşünmesi lazımdı. Ben aynı fikirde değilim” diyor. Mustafa Kemal, Latife’ye ihanet etmediği inancındaydı. “Bir keresinde Nuri Conker’e evlendikten sonra Latife’ye sadık kaldığını, onu hiç aldatmadığını söylemişti.” Demek ki, birlikte oldukları süre içinde Mustafa Kemal, Latife’yi kırmamak için çaba gösteriyordu. Bozkurt’un yazarı Armstrong, Mustafa Kemal’in Latife’den boşandıktan sonra kendisini tümüyle içgüdülerine terk ederek pervasızca yaşadığını yazıyor. Mustafa Kemal Paşa, sık sık kendisinin de belirttiği gibi, evli erkek modeline uymayan bir karaktere sahipti. Evlenmekle büyük bir hata yaptığını düşünmeye başlamıştı. Ankara’da yaşayanlar, yabancı temsilcilikler evliliğin büyük bir bunalıma gebe olduğunu konuşmaktaydılar. Ancak Latife bunu fark edememişti.

Boşanma Öyküsü

Çankaya’da Latife ile Mustafa Kemal arasında onları ölüme kadar ayıracak tartışma, sonunda bir gece yarısı sofra dağıldıktan sonra patladı. Latife belli ki o gece bütün kontrolünü yitirmişti. Ama o gece yaşanan olayın ayrıntılarından kimseye söz etmedi. Çünkü Mustafa Kemal’e söz vermişti. Boşanmalarına neden olan olay her ne ise Çankaya Köşkü’nün kapıları arkasında kaldı.

Bir akşamüzeriydi. Pembe Köşk’ün kapısı çalındı. Uşak açmaya koştu. Mevhibe Hanım seslerden gelenin cumhurbaşkanı olduğunu anladı, derhal misafirini karşılamaya çıktı. Antrede Mustafa Kemal Paşa ile karşı karşıya geldi. Gazi’nin yüzü o kadar asıktı ki, ev sahibesi ne söyleyeceğini şaşırdı. “Hoş geldiniz efendim, Hanımefendi nasıllar?” diyebildi. Gazi çok gergindi. Ters bir ifadeyle, “İyidir” dedi ve içeri girdi. Mustafa Kemal İsmet Paşa’yla konuşmaya gelmişti. Boşanacaktı. İsmet Paşa haberi karısına verirken sesinin üzüntüden titremesine engel olamadı. Bütün ısrarına karşı Gazi’yi fikrinden caydıramamıştı.

İzmir’e giderken, Latife bu gidişin bir son yolculuk olduğunu düşünmüyordu. Mustafa Kemal de ilk başta bir süre ayrı yaşamalarında fayda olduğunu düşünmüş olmalı.

Ayrılık Mustafa Kemal’i Derinden Üzmüştür

Latife boşanmayı izleyen günlerde “felaketzede bir kadın” olduğuna inanıyordu. Mustafa Kemal ise boşanmayı isteyen taraftı. Bekârdı, tamamen özgürdü. Zaman zaman eline ayağına dolanan evlilik bağından kurtulmuştu. Planladığı reformlar, sahip olduğu iktidar, bir dediğini iki etmeyen silah arkadaşları ve sayısız hayranı olsa da o artık yalnız bir erkekti.

            1922 Eylülünde İzmir’e giren ilk Türk komutan olarak bilinen Fahrettin Altay Paşa o günlerden söz ederken “Bu ayrılışın onu çok üzdüğü fakat kimseye hissettirmemeye çalıştığı hissediliyordu. Odasında ‘Bağrı Yanık Bülbüle Döndüm’ türküsünü çaldırarak ağladığı duyulmuştu” diyor. Fahrettin Paşa samimi bir üslup içinde karısını boşayan kocanın üzüntüsü aktarırken Mustafa Kemal’in bir sinir buhranı geçirmesinden korktuklarını yazıyor. Latife gittikten sonra, “Daire Müdiresi” diye adlandırılan 55 yaşındaki Madam Baver ile Mustafa Kemal’in manevî evlat olarak benimsediği dört kız çocuğu Çankaya’da yaşamaya başlamışlardı. Madam Baver İsviçre’den getirtilen uzunca boylu, ağır başlı, kibar bir kadındı. “Atatürk’ün kızlarına Avrupa terbiyesi verecekmiş” diyor Altay. Latife’nin evden ayrılmasıyla ortaya çıkan boşluk, dört kız çocuğu, Afet Hanım ve Madam Baver’le doldurulmuştu… Kızlardan biri Bursa’dan gelen Sabiha’ydı (Gökçen).

Mustafa Kemal, 1927 yılında İstanbul’a ilk gelişinde Dolmabahçe Sarayı’nda bir balo veriliyordu. Kemal Paşa, Vecihe ve Hayri İlmen çiftinden ısrarla davete katılmalarını istedi. Vecihe loğusa yatağından yeni kalkmıştı, özür diledi, gidemeyeceğini bildirdi. Israr devam edince gitmeye karar verdiler. Boşanmanın ardından bu ilk görüşmeleriydi.

O gece balo salonuna girerken karşılaştı Vecihe Mustafa Kemal’le. Konuşmaya başladılar. Mustafa Kemal “Vecihe, şu halime bak” deyince o da ona, “Ne var Paşam?” dedi. “Şu halime bak, bana bakan kimse yok…” O sırada Latife Ayaspaşa’da oturuyordu. Mustafa Kemal, Ayaspaşa’daki evi kastederek “Orada, değil mi?” diye sordu. “Orada Paşam” diye yanıtladı Vecihe Hanım. Çok yazık değil mi Vecih?” diye devam etti konuşmasına… Vecihe (İlmen) “Paşam” dedi, “bunu siz arzu ettiniz. Kimsenin kabahati yok.” Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Benim kabahatim” anlamında kullanılan ağır bir sözcükle kendisini suçladı.

Atatürk’ten Latife’ye Özel Soyadı

1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca, Halit Ziya, Uşaklıgil soyadını alıyorum diye Muammer Bey’e haber yolladı. Bazı Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun nedeniyle, zadeyle biten isimler soyadı olarak verilmiyordu. Bu yüzden aile, Uşakizade soyadıyla anılamayacaktı. Ne var ki, Muammer Bey “gil”li soyadı istemiyordu. Uşaklıgil soyadını Halit Ziya’yla paylaşmayı uygun görmemişti, o da Uşşaklı soyadını istedi. Kanun gereği Latife’nin de babasının aldığı soyadını alması gerekiyordu. Ancak işler bir yerde takılmıştı. Nüfus cüzdanları, üst makamlar derken Çankaya’ya kadar çıktı. Muammer Bey ve ailesi sonunda Uşşaklı soyadını aldılar.

Ancak Latife Hanım’a başka bir soyadı uygun görüldü. Anlatıldığına göre Atatürk, getirin bakayım kâğıtları demiş, ardından Muammer Bey’in soyadını onaylamıştı. Ancak sıra, Latife Hanım’ınkine gelince Uşşaklı’yı çizip yerine Uşşaki yapmıştı. Ardından, yanındakilere bakıp, “Ne demektir bilir misiniz?” diye sormuştu. Sonra da “Âşıklardandır” manasına gelir diye eklemişti.

Muammer Erboy soyadına ilişkin bu anıyı aktarırken kafalardaki soyadı karmaşasına açıklık getiriyor. “Lügat anlamına bakın, âşıklardır. Yıl 1934” diyor. Soyadı Kanunu sırasında, tanıdıklarına en çok yakışan soyadını bizzat seçmekten hoşlandığını bildiğimiz Atatürk, Latife’ye, pek özel bir soyadı aramış ve aile isimlerinden yola çıkarak türettiği bir kelime oyunu ile “âşıklar” soyadını armağan etmişti.

Mustafa Kemal’den Latife’ye Güller

Muammer Erboy, “Atatürk İstanbul’a her gelişinde, lütfen buyursun diye haber yolluyormuş. Araba yollar, yaver yollarmış Latife Teyzeme. Güller gönderirmiş.” diyor.

Latife Mustafa Kemal’le birlikte resimlerini koymamıştı evine. İkisinin de tek fotoğrafları dururdu. Mustafa Kemal’i dışarıya karşı silmişti hayatından.

            Boşandıktan sonra hiç karşılaşmışlar mıydı? Latife’nin kız kardeşi Vecihe İlmen, bir gün Göksu’da karşılaştıklarını söylüyor: “Latife Hanım Göksu’da sandalla dolaşıyormuş. Atatürk’ün de bir motoru vardı. Birbirlerini görünce, Atatürk kalkmış selam vermiş. Çok ağladı Latife sonradan, tek karşılaşmaları budur. Fakat gördüğü günden ölünceye kadar sevdiği insandı…

            Mustafa Kemal ile Latife boşandıktan sonra hiç konuşmuşlar mıydı? Birbirlerinden dolaylı haberler aldıklarını biliyoruz. Tek taş pırlantasını hiç çıkartmazdı. Latife piyanosunu neden terk etmişti? Piyano, onun yaralarını acıtıyordu belki de. Bu yüzden uzak durmayı tercih ediyordu. “Piyanonun onda derin bir izi olmalı” yorumuma katılıyor Muammer Bey, “Tabiî kesinlikle ve derin bir iz olmalı. Neden devam etmediğini bilemiyorum, aslında onun ruh yarasına en iyi ilaç olurdu ama yazılarını yazmayı tercih etti galiba.”

1938: Acı yılı

1938 yılı geldiğinde Atatürk’ün hastalığı kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Kendisi de ölümün yakın olduğunu görüyordu. 5 Eylül günü Atatürk Dolmabahçe Sarayı’nda vasiyetini yazdırdı. Latife’nin sevdiği erkek ağır hastaydı, ama onun bundan haberi yoktu. Aylardır tedavi gördüğü İsviçre’deydi. 10 Kasım günü, Latife, İsviçre’nin Bern kentinde bir hastanede yatıyordu. 11 Kasım günü kendisine getirilen gazeteler sevdiği erkeğin öldüğünü yazıyordu. Latife “beyninden vuruldu”. Anlaşılan bu acı haberi yakınları ona söylemeye cesaret edememişti.

            Latife evliliği sırasında Mustafa Kemal’in sağlığı için evdeki barış ortamım bozmuş, içkisini, sigarasını, sofrasını sınırlamak, onun ömrünü uzatabilmek için çok çaba harcamıştı. Son günlerinde yanında olamadığı, ona bakamadığı için yası ölüm kadar ağırdı.

Atatürk’e Veda…

Atatürk’ün ardından Latife Hanım’a kimler başsağlığı dilemek nezaketinde bulundu bilmiyoruz. Mustafa Kemal’in ölümüne bütün Türkiye ağlıyordu, ama Latife için bu bambaşka bir acıydı. Ona veda bile edememişti. Atatürk’ü Anıtkabir’e 1953 Kasımında taşıdılar. Latife, Ayaspaşa’daki eve ziyaretine gelen Jale Tulga’nın Ankara’ya gideceğini öğrendi. Ondan bir ricada bulundu.

Nezihe Araz Mustafa Kemal’le 1000 Gün adlı kitabında, Latife’nin Mustafa Kemal’e yıllar sonra nasıl veda ettiğini anlatıyor:

“Kim bilir ne kadar değişti koca Ankara? O şehri öyle merak ediyorum ki. Demek bana bir istediğin var mı diyorsun. Pekâlâ, işte sana bir sır; daha doğrusu bir emanet… Yıllardan beri gerçekleştirmek istediğim bir şey vardı; cesaret edip kimseye söylemediğim. Ankara’da bir çiçekçiden, bir tek kırmızı gül al lütfen. Ama bir tek. Onu Anıtkabir’e götür ve Mustafa Kemal’in mübarek kabrinde yere bırak. Ayakucuna. Kimden geldiğini o anlar, ama sen yine de, “Bunu Latife gönderdi” diye söyle! Bu iyiliği bana yapabilir misin? Jale Tulga gerçekten de kıpkırmızı tek bir gülle sabah erkenden Anıtkabir’deydi. Merdivenleri çıktığında resmî kalabalıktan ürktü, kocaman çelenkleri görünce kenara çekildi, işlerini bitirmelerini bekledi. İçeri girmeden bir subaya sormuştu, “İçerde kim var?” diye, “Devlet başkanımız” yanıtını almıştı. Demek ki, Anıtkabir ziyareti yapılan resmî günlerden biriydi. Genç kadın bir an geri dönmeyi düşündü. Sonra Latife Hanım’ın sesi kulaklarında yankılandı ve yoluna devam etti. Protokol kalabalığına takılıp içeriye kadar girmeyi başardı. “Bunu size Latife Hanım gönderdi” diye mırıldanarak gülü kabrin ayakucuna bıraktı. Herkesle beraber dışarı çıktı.

            Muammer Bey 1951’de kalp krizinden öldü, Adeviye Hanım ise 1956’da. Muammer Bey, Latife’den şefkatini ve maddî desteğini hiç esirgemedi. “Evleneceğim” dediği gün, Latife’ye şöyle demişti: “Şayet boşanıp benim evime dönersen bana bu meseleden söz etmeyeceksin…” Latife babasına evlenirken verdiği sözü tam 26 yıl tuttu ve onun yanında evliliğinden, boşanmasından hiç konuşmadı.

Konak’tan Apartmana

Latife annesinin ve babasının ölümünün ardından Ayaspaşa’da uzun bir süre tek başına yaşadı, sonunda kendisine çok büyük gelen, ısıtmakta zorlandığı evden ayrıldı. 1960’lı yılların sonunda Harbiye’ye Safir Apartmanı’nın en üst katına taşındı. Yeni evine piyanosunu götürmemişti. Sığsın diye de kütüphanesini ortasından kestirdi. Muammer Erboy, “Harbiye’deki evde üzeri Çin ipeği kaplı mini mini bir pufun üzerine neredeyse yarım popo oturup aşağıyı seyrediyordu. “Nasılsınız” diye sordu. “Bakın bakın tam karşıya bakın” diye ısrar etti. Tam karşıda Harbiye Orduevi vardı. Sonra gösterdi. Atatürk’ün bir heykeli. ‘En sadık kalınarak yapılmış olan, ona en çok benzeyen’ dedi. Sonra ekledi. ‘Yoksa böyle bir apartmana gider miydim?”

“Aşk hiç bitmedi” diyor Muammer Erboy. Latife Hanım boşandıktan sonra Rusça öğrenmiş, Rus klasiklerini okuyordu. Latife çocuklara çok düşkündü. İzmir’deki Beyaz Köşk boş duruyordu. 1950 yılıydı. İzmir Türk Koleji’nin kurucusu Bahaattin Tatiş Bey geldi ziyaretine. Beyaz Köşk’ü okul yapmak istiyordu. Okul kurmak istediğini anlayınca, “Benim payımı kiralamaya hazırım. Bu sayede küçük Mustafa Kemaller yetişir” demişti ona. Sonunda İzmir’deki ev okul oldu. Yakınlarının çocuklarıyla ilişkisi çok sıcaktı. Kuzenlerine, yeğenlerine incelikle seçilmiş doğum günü hediyeleri veriyor, kendisi de doğum günlerine katılıyordu. O yıllarda çocuk olanlar, Latife’nin, kendilerine hiç “durun, yapmayın” demediğini, değerli eşyalar için “Aman kırılacak” diyenlere, “Ne var, çocuktan kıymetli mi, kalbini kırmaya değmez ki” diye itiraz ettiğini hatırlıyorlar. Latife Hanım’la ilişkisini sürdürenlerin sayısı az değildi. En sık görüştüğü ailelerden biri de İnönü ailesiydi. Mevhibe Hanım’ın yeri ayrıydı. Muammer Erboy, “Mevhibe Hanım, Latife Teyzemi hep arardı” diyor. İnönü cumhurbaşkanı olarak Dolmabahçe Sarayı’nda kaldığı günlerde Latife sık sık öğle yemeğine davet edilirdi. Davetli olduğu günlerde, Latife Hanım geliyor diye sarayın hareketlendiği, Latife’nin sarayda gece yatısına kaldığı da anlatılıyor. Latife Hanım’ı tanımayanlar, İsmet Paşa’yı alnından öpen bir kadın gördüklerinde “Kim bu” diye merakla sorarlardı. İsmet Paşa’yı alnından öpen Latife Hanım’dan başkası değildi.

Kanserini Saklamışım

Latife Uşşaki kansere yakalandığını İsviçre’de öğrendi. Doktorlar akciğerinde bir şeyler görmüşler ve bunu kendisine de söylemişlerdi. Hastalığının 1969 yılında başladığı tahmin ediliyor.

Muammer Erboy teyzesinin hastalığını saklamasını şöyle yorumluyor: “Kanserini tedavi ettirmedi, çünkü ‘Hayatım boyunca canlı ölüydüm, iki gün fazla yaşamak azap’ demişti.” Latife Hanım’ın pek çok yakını “Ben iki kere öldüm, 1925’te ve 1938’de” dediği biliniyor.

Yaşama Veda…

            Latife Uşşaki 1975’in 12 Temmuz günü sabah altı sularında yaşama veda etti. Yakınlarına öldükten sonra eve götürülmesini vasiyet etmişti. Bu yüzden toprağa verilmeden önce evine götürüldü.

Ailesi Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine çeyrek sayfalık ölüm ilanları verdi. Ölüm ilanlarında dikkati çeken bir nokta daha vardı; “Aziz ve değerli varlığımız Latife Uşşaki’nin” diye başlayan ilanlarda Mustafa Kemal’den hiç söz edilmemişti.

Latife Hanım 13 Temmuz günü Teşvikiye Camii’nden uğurlandı. Cenaze için devlet töreni yapılmadı.

Geleneğimizde ölenin ardından onu yücelten ve öven yazılar yazmak gibi bir âdet varken Latife Hanım için böyle bir şey yapılmadı. Yıllar içinde onu yok saymayı ya da karalamayı tercih eden anlayış ölümüyle bile kırılmadı. Latife Hanım öldükten sonra, önemli bir gerçeğin farkına varıldı. O, Mustafa Kemal’li yıllarına ilişkin tek söz söylemeden bu dünyadan ayrılmıştı. Bu durum Latife’ye düşmanlıkla yaklaşanları şaşırtmış ve onu yeniden “hanımefendi” konumuna oturtmuştu. Artık söze şöyle başlanıyordu: “Saygıdeğer bir tutum aldı ve hiç konuşmadı...” Nedense herkes onun Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşacağına inanıyor ve bu yüzden korkuyordu. Hâlbuki Latife, Mustafa Kemal’in düşmanı değil, eski karısıydı. Onu düşman kılığına sokanlar sonunda kendi yarattıkları düşmandan korkmak zorunda kalmışlardı.

Nikâh Yüzüklerini Saklamışlardı…

Latife’nin özel eşyaları tasnif edilirken bir nikâh yüzüğü çıktı. İçinde Eski Türkçe “Latife 1339” (1923) yazılıydı. Latife’nin kasasından çıkan yüzük, Mustafa Kemal’in ona nikâh sırasında mihri muaccel olarak verdiği 10 gümüş parayla birlikteydi. Atatürk’ün ölümünden sonra açılan kasadan çıkanlar arasında da “ince bir parmak için yapıldığı belli olan bir nişan yüzüğü” vardı. Yüzükte “1339 Gazi M. Kemal” yazılıydı. Yüzükleri ayrıldıktan sonra birbirlerine iade etmişlerdi. Latife de, Atatürk de Lozan’dan İsmet Paşa’nın armağan olarak getirdiği nikâh yüzüklerini ömürlerinin sonuna dek saklamışlardı. Mustafa Kemal Paşa ile Latife’nin yarıda kesilen evliliklerinden bir hatıraydı bu yüzükler.

Atatürk’ün neden çocuğu yoktu?” Sorusuna hayatımız boyunca birçok cevap duyduk çoğunun ihtimali vardır belki de. Ama belki bu sorunun da cevabı bu aşkta yatıyor olabilir.

 

Yazar: Tuncer B.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir