Azgelişmiş Ülkelerin Dış Borca Sürüklenmesi

Hocaya sormuşlar,  yoksul ülkelerin yoksul olma sebebi nedir?

Hoca da demiş ki yoksulların yoksul olma sebebi yoksul olmalarıdır.*

 

2.Dünya Savaşı sonrasında sömüren ülkelerinden yavaş yavaş kurtulan ülkeler batı gibi gelişmenin yolunu yine batıda ve onların “yazdırdıkları” kalkınma modellerinde buldular. Yazdırdıkları diyorum çünkü az gelişmiş ülkelerin ders kitaplarında gelişme modelleri diye yer alan tüm bilgileri, batı, “gelişmekte” olan ülkeleri ekonomik olarak sömürmek için yaptırdı. Tabii ki batılılar bu sözde büyüme modellerini öneriyordu. 

Bahse konu olan büyüme modelleri de, gelişmekte olan ülkelerde büyümeyi finanse edecek kaynakların ve teknik bilginin yeterli olmadığı, kaynak eksikliğinin sanayileşmiş ülkelerin katkısıyla ve finanse etmesiyle giderilebileceği, bu ülkelerin Batı’nın mali ve teknik desteğiyle kalkınabilecekleri görüşüne dayanıyordu yani diretiyordu.

Görünen amaç bağımsızlığa kavuşan ülkelerin ekonomik kalkınmayı sağlayacağı şeklinde ifade edilse de, asıl amaç yeni “bağımsızlığa” kavuşan bu ülkelerin emperyalist Batı’dan kopmasını engellemek idi.

İşte tam da bu amaçla, işe önce hibe yardımlarla başladılar. Umarım tanıdık gelmiştir. Lakin burada suçlu ararsanız eğer asıl suçlu hiçbir zaman kandırılmış olan gelişmeyi umut edenler ülkeler değildir.

Hibe yardımlarını Dünya Bankası, IMF, OECD, falan filan gibi kurumların açtığı krediler izledi. Bir kere az gelişmiş ülkeler bu uyuşturucu batağında borçsuz yaşayamaz duruma gelince, artık özel ticari bankalar ellerini ovuşturdular…

Son tahlilde, sanayileşmiş ülkeler borçlandırma ile az gelişmiş ülkeleri denetimlerinde tutmanın yolunu bulmuşlardı. Adım adım zehir tesir ediyordu.

Bugün az gelişmiş ülkelerin büyük çoğunluğunda IMF tarafından önerilen “kemer sıkma” ya da borç ödemeyi ön plana çıkaran “dışa dönük” veya “ihracat öncülüğünde büyüme” adı verilen stratejilerin benimsenmesi bu sayede mümkün oluyor. En nihayetinde borç yiğidin kamçısıdır. Bu Meksika’da da böyle bizde de…

Şüphesiz yoksul ülkelerin borçlandırılması sadece II. Dünya Savaşı sonrasına özgü bir şey değildir.

19.yüzyıl boyunca ve içinde bulunduğumuz yüzyılda da borçlandırma söz konusu. Fakat o dönemde borçlandırmanın asıl amacı, gelişmekte olan ülkeleri kapitalizme bağımlı hale getirmekti.

2.Dünya Savaş’ından sonra ise borçlandırma, bu ülkelerin emperyalizmden kopmalarını önleme amaca taşıyordu.

Her iki dönemde de borçlandırmanın sığ anlamda amacı; borç verenler için yüksek gelir (faiz), sanayi ürünleri için pazar, hammaddelerin ucuza sağlanması anlamına gelir. Biz size borç yoluyla sermaye sağlayalım ama bu parayı bizim ürünlerimizi almak için kullanın.

Mecburi Borçlanma

Azgelişmiş ülkelerde benimsenen büyüme modelleri, yapısı gereği “bağımlı ve dışlayıcı” modellerdir.

Öncelikle de, Batı tipi tüketimi taklit eden bir azınlığın ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.

Bu ülkelerde kurulan sanayiler çoğunlukla teknoloji, teçhizat, ara malı ve hammadde ithaline yüksek düzeyde bağımlı sanayilerdir. Yani gelişme yolundaki ülkeler sanayisini gelişmiş olan ülkelerin ürünlerine katkı sağlayacak adeta gelişmiş ülkelerin bir bayisi gibi çalışacak sanayilerdir.

Kullandıkları teknolojiyi kendileri üretemediği için, yüksek düzeyde teknolojik bağımlılık söz konusudur.

Dolayısıyla hem ithalat bağımlılığı yüksek, hem de üretilen mallar iç pazara yönelik olduğu için, sanayinin ihtiyaç duyduğu dövizi sağlaması mümkün değildir.

Başka bir değişle, ithal ikameci sanayileşme geleneksel ürünlerin ihracatından sağlanan dövize bağımlıdır.

Oysa geleneksel ürünler için dünya pazarında birbirlerine sıkı sıkıya bağlı iki olumsuzluk söz konusuydu:

Bir kere söz konusu geleneksel ürünlerin (tarımsal ürünler, madenler vb.) sürümü giderek zorlaşıyor. (Aynı ürünlerin çok sayıda ihracatçısı olmasından ötürü)

İkinci olarak; bunların fiyatları sürekli düşüyor, değişim hadleri azgelişmiş ülkeler aleyhine seyrediyor.

Az gelişmiş bir ülke, 1960’da 1 ton kahve ile 40 ton kimyasal gübre satın alabilirken,

1982’de bir ton kahve ile 20 ton kimyasal gübre satın alabiliyordu.

1960 yılında 200 ton şeker ihraç ederek bir buldozer ithal edebilirken,

1980 de aynı buldozeri ithal edebilmek için, 1200 ton şeker ihraç etmek zorundaydı…

Bir başına bu rakamlar ve oranlar bile yoksul ülkelerin neden borç batağına itildiklerini açıklamıyor mu?

Bir taraftan benimsenen büyüme modelleri, diğer yandan uluslararası ticaretin emperyalist ülkeler lehine işleyişi, dış kaynak sorununun sürekli gündemde kalmasına ve çözümsüzlüğün derinleşmesine neden oluyor.
Bir kere borç batağına girince tekrar borçlanmak bir zorunluluk haline geliyor: nasıl ki, uyuşturucu müptelası her defasında daha çok uyuşturucuya ihtiyaç duyuyorsa, azgelişmiş ülkeler de borçlandıkça daha çok borçlanmak zorunda kalıyorlar. Evet, zorunda kalıyor, çünkü bu bir mecburiyettir.

Her seferinde daha çok borçlanılarak geçerli -diretilen- ”büyüme modelleri” sürdürülebiliyor.

Borçlanmanın asıl nedeni sözünü ettiğimiz bu büyüme modelleri olmakla birlikte, 1970’lerde Dünya ekonomisinin içine girdiği kriz, borçların hızla artmasına neden oldu.

Burada kısaca asıl mesele olan borçlandırmanın borç verenler için nasıl karlı bir şey olduğu, borçlandıkça neden daha çok borçlanma zorunda kalındığı üzerinde durmalıyız.

En büyük Amerikan bankalarının az gelişmiş ülkelere açtıkları kredilerden sağladıkları kar 1970’de bankaların karlarının dörtte biri az gelişmiş ülkelere açılan kredilerden sağlanırken, 1981’de bu %50leri aştı. Bu rakamlar özel ticari banka yöneticilerinin bir zamanlar neden kapı kapı dolaşarak az gelişmiş ülkelere kredi açmak için sabırsızlandıklarını açıklamaktadır.

“Batı Avrupa’da Maliye bakanları kendilerine çeki düzen verebilirler. Ama Üçüncü Dünya’nın rüşvete batık ülkelerinde, ödünçleri pazarlamak bir alkoliğe Johnnie Walker kasaları sunmak gibidir.

Zamanın berinde Maliye Bakanı olan bir Latin Amerikalı amca şöyle diyor: “Bankacıların konferanslarda beni bir köşeye sıkıştırıp ödünçler sunduklarını hatırlıyorum, beni yalnız bırakmazlardı. Bütçenizi denkleştirmeye uğraşıyorsanız, vergileri artırmak yerine, ödünç almak iştahınızı kabartan bir günahtır. Şu gördüğünüz ak saçlar bu günaha direnmenin anıları

 

*Ragnar NURKSE’ün Yoksulluğun Kısır Döngüsü’nden bir esinlenmedir. Bu teorinin geyikçesi yoksullar yoksul oldukları için yoksuldurlar. Daha geniş bir zamanda bu teori bahanesiyle sizlerle buluşmak üzere…

 

Yazar: Tuncer B.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir